Neredeyse hepimizin kulağı Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü gibi “soft” ya da kulağa hoş gelen, insanı dinlendiren gruplara alışıktır. Doksanlar Türk rock müziği de bu vesileyle ikiye ayrılıyor. Biz, bu yazıda, işin daha soft tarafında kalan, Kesmeşeker, Mozaik, Fikret Kızılok, Ezginin Günlüğü(rock sınıfına girmez belki fakat ismini anmadan edemedim) gibi kulaklarımızı biraz olsun hızlı sololardan ayırıp sakinliği dinlediğimiz bir doksanlar grubu, Grup Çekirdek’i yazacağız.

Grup hakkında fazla bir kaynak olmamasına rağmen tek albümle “biz doksanlarız” diyor. “Siste Yürümek” albümü Uzelli Plak damgasıyla müziğin yavaş yavaş çatırdadığı, arabesk ve pop müzik arasında kızgın piyasa savaşlarının yaşandığı 1993 yılında piyasaya giriyor. Elbette bu işi yapan her grup gibi piyasayı sallamıyor, satış rekorları kırmıyor, diğer kader ortaklarıyla birlikte kenar köşede yerini ediniyor. Albümde bulunan on şarkı progresif ögeler ve yumuşak tınılarla bize ulaşıyor. İlk şarkı ve en sevilen şarkılardan, “Birisi” Öykü Teleş vokalliğinde ve Burak Kaya gitarıyla, bize huzuru getiriyor. Hemen ardından “Yetmez mi” şarkısı, 60-70 kuşağını andıran bir ezgiyle karşılıyor. Sözler itibariyle Anadolu’dan, müziği itibariyle batıdan bir şarkı dinliyormuş hissi veriyor. 2. dakikasına müteakip giren gitar solosu Özdemir Erdoğan’ı aratmayacak türden. Üçüncü şarkı, “Yazgı” vokalin arkasında usulca dolaşan harika bir elektro gitar ezgisiyle ve kısa bir soloyla kulaklarımızı iyice Çekirdek müziğine alıştırıyor. “Yılbaşı” dördüncü şarkı, “Yetmez mi” şarkısına yakın ve albümün en yumuşak şarkılarından. Ve gelelim, beşinci, benim favorim olan en prog şarkıya. “Yalnızlık.” Şarkıyı iki şiir meydana getiriyor, Rilke ve Hesse’in muazzam iki şiiri bir arada. İlk 1 dakikası aşırı yavaş fakat ablamızın sesi bütün yavaşlığı, bunalımı unutturup sizi bir yerlere taşıyor. 1.20’inci dakikada vokal, ritim ve şiir değişiyor. Bir başka ablamızın sesiyle daha hareketli bir parçaya geçiyoruz, klavyede Mete Artun, piyanoda Özgür Kıbrıs’ın şarkıda payı büyük. Muhteşem bir renk katmışlar açıkçası. Favori şarkım olduğundan dolayı buraya linkini bırakıyorum.

 

 

Altıncı şarkı, “Duyum.” Gitar riffleri rüzgarlı bir havayı bize getiriyor. İspanya taraflarından ithal olan soundla hareketli bir şarkı, özgür sözleri var. Bass’ın en belirgin olduğu şarkı diyebilirim. Yedinci şarkı “Kar Kesti Yolu.” Nazım Hikmet insiyatifini kullanarak favori şarkım yapmak isterdim fakat “Yalnızlık” şarkısına tav olduğum için listemde ikinci sıraya yer ediniyor. Geri vokaller Nazım Hikmet şiirine yakışır bir şekilde mırıldanırken şarkıyı söyleyen ağabeyimiz baygın ama duyguyu hissettiren bir tavırla işini yapıyor. Şarkıda bir obua bile mevcut, bütün şarkı boyunca harika bir soundla ağabeyimizin sesini takip ediyor. Ve sekizinci şarkı. Orhan Veli’nin “Tüyden hafif olurum böyle sabahlar” dediği şiirini bizi tüyden hafif eden bir parçaya dönüştüren Çekirdek grubuna teşekkür ediyoruz. Şarkının ismi “Baharın İlk Sabahları.” Blues gitarla şarkıya girdikten sonra sekiz şarkıdır bizi takip eden muazzam sesli ablayı duyuyoruz. Yavaşça giderken birden hızlanan ritim, uyandıktan sonra camı açıp içtiğimiz sigara gibi mutluluk veriyor. Solosu yine klasik gitar, albümün genel anlamda klasik gitar üzerine kurulu sakin bir albüm olduğunu başta da söylemiştik. Dokuzuncu şarkıya gelmeden önce yine bir Nazım Hikmet şiiri olduğunu söyleyeyim. Albümde tam üç tane Nazım Hikmet bestesi bulunuyor. “Bir ilahi gibi içten duyulur/ seven gönüllere aşina sesin” diyerek hem Nazım Hikmet’i hem biz dinleyenleri selamlıyorlar. Şarkının ismi “Azize.” Şarkıda piyano vokalden biraz önde durmasına rağmen onu geride bırakmıyor, tam tersine güç katıyor. Vokalden doğan boşlukta Meriç Demirkol yumuşak bir saksafonla şarkıya bambaşka bir renk katıyor. Gitar geri planda, sakin bir davul, yine sakin bir şarkı. Ve gelelim son şarkıya. Belki de albümün en hızlı, en sert girişe sahip şarkısı. “Vazgeçtim.” Evet, söz William Shakespeare’e ait. 66. Sone diye bildiğimiz muhteşem Can Yücel çevirisi notalarla buluşuyor. Elektro gitarla sert bir girişten sonra klasik gitarla ve ağabeyimizin sesiyle yumuşatılmaya çalışılsa da, şiirin sözlerinden olsa gerek, sert bir şekilde ilerliyor. Tertemiz, lokum gibi bir kayıt. Şarkının ortalarında ve sonunda yine sözlerin sertliğini koruyan bir elektro gitar solosu bulunuyor.

 

Gördüğünüz gibi albüm, yalnızca müzikten ibaret değil bir şairler geçidi. Hermann Hesse’ten iki, Nazım Hikmet’ten üç, Rimbaud, Ulvi Akgün, Rilke, Orhan Veli ve Shakespeare’den birer beste barındırıyor. Hiçbir şarkının sözleri kendilerine ait olmasa da bütün bu şiirleri hissederek bize de aynı kuvvetle hissettirmeleri sanattan başka bir değil. Doksanlar Türkiye’nin, Türkiye’de müziğin altın çağıydı ve bitti. Bize de doksanlar savaşını kazanan arabesk ve pop müziği dinlemek zorunluluğu bırakıldı. Ama biz, Çekirdek ve daha onlarcasını kaybettiğimiz yerden çekip kendimize sindiriyoruz.

Doksanlar yaşayacak, müzik yaşayacak, sevgiyle.