Progresif Rock duayeni Sezai Başar’ın 8 Mayıs 2018’de Zorlu PSM amfisinde gerçekleştirdiği “Pink Floyd : Bir Efsanenin Dünü ve Bugünü” sunumunu aşağıda bulabilirsiniz…

 

 

PİNK FLOYD –  BİR EFSANENİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

 

Londra politeknik’te mimarlık okurken Waters ve Mason tanışıyorlar.Yıl 1963. İlk defa, 63 sonlarına doğru Wright’ın da katılımıyla  Keith Noble ; kızkardeşi Sheila Noble ve  Clive Metcalfe’le birlikte  Sigma 6 adını alan bir grupta çalıyorlar.O zamanlar tuşlu aletler pek piyasada yok; Wright’ın ritim gitar çalmasının ana sebebi bu. Waters lead gitar’da, Mason davul’da. İlk önceleri menajerleri Ken Chapman’ın yazdığı şarkıları ve The Searchers grubunun şarkılarını çalıyorlar.

Eylül ayında gruptan 2 kişi (Waters ve Mason)  başka bir yere taşınıyorlar ;  ardından da Bob Klose ve Syd Barrett te (ki Waters’ın çocukluk arkadaşı) aynı adrese taşınıyorlar.

Mason  Barrett hakkında şunları söyler : Moda olmayanın piyasada kendini göstermek ve sosyalleşmek olduğu bir dönemde Syd bunun tam tersini yapıyordu.Ancak ilk tanışmamızda gelip kendini tanıtacak kadar cesaret göstermemişti, karakterindeki zıtlıklar olduğunu  o zaman yakalayamamış anlaşılan.

Bob Klose elektro gitar çalıyor olmasından ötürü  Waters’a da bas gitar çalmak düşer.

Bu arada grup sürekli isim değiştirir ;  Meggadeaths, the Abdabs , The Screaming Abdabs, Leonard’s Lodgers, (EV SAHİPLERİNİN ADI Leonard’dı)

Noble ve Metcalfe grubu 1963 sonlarında terk eder ve  Klose  da  grubu şarkıcı Chris Dennis’a tanıştırır.

1964 Aralığında ,ilk stüyo kayıtlarını yaparlar.Wright’ın bir arkadaşının kendilerine sağladığı bedava bir stüdyo zamanını değerlendirerek.

Barrett grubun öne çıkan elemanı rolünü üstlenir. 65 sonlarında artık Londra’da Kensington High Street’teki  Countdown Club’ün gece yarısından sabaha kadar 90’ar dakikalık 3 ayrı performans göstermeye başlarlar. Fakat şarkıları  yeterli sayıda değildir ve bir yandan yeni şarkıları öğrenme gereği doğarken diğer yandan da bu sorunu  uzun sololar ekleyerek şarkı sürelerini uzatmak olduğunu farkederler.

Aile baskısına ve Öğretmenlerinin tavsiyelerine yenilen Klose belki de kendi hayatının en önemli hatalarından birini yaparak grubu 1965 ortalarında  terk eder. Ve ardından Barrett lead gitar’a geçer.

Çaldıkları Grubun adını da , elindeki  plak koleksiyonundan  çok sevdiği Pink Anderson ve  Floyd Council adlı 2 blues müzisyeninin adlarından esinlenerek Pink Floyd sound olarak değiştirdi.

1966 yılında grubun repertuarı rhythm and blues şarkılarından oluşuyordu ve konser vermeleri için kendilerine rezervasyon yapılmaya başlanmıştı.Bu rzervasyonların biri de Marquee Club’de  Mart  ayı içerisindeydi ve burada tesasadüfen kendilerini dinlemeye ileride menajerleri olacak olan  Peter Jenner gelecekti.

Jenner gruptaki ışığı sezmiş olacak ki onlara bugünün parasıyla 90.000 tl değerinde müzik aleti satın aldı.Ve onlara grup adındaki sound kelimesini kaldırmalarını tavsiye etti.Pink Floyd ismi de böylece doğdu.

Bundan sonra gerek grubun ışık oyunları ile zenginleştirilmiş sahne şovları gerek Peter  Jenner ve ortağı Andrew  King’in çevrelerini akıllıca kullanmaları sayesinde  grup Londra’nın underground müzik sahnesinin bir parçası oldu.

1966 yılında grubun repertuarında  R&B şarkılarının payı azalmış ve daha fazla Barrett şarkıları yer almlaya başlamıştı.

Katolik gençlik klübündeki bir konserden sonr aklüp sahibinin “yapılan müzik değildi” diyerek para ödetmeyi red etmesi üzerine olay mahkemeye taşındı ve hakim de klüp sahibinin iddiasını haklı buldu.Henüz herkes müziklerini anlayamıyordu.

Buna karşın Londra’daki UFO klüpte işler farklıydı.Grubun sevenleri gittikçe artıyor ve  Barrett’in  performansları coşkulu , çılgınca ve emprovize idi ; kendi sınırlarını aşmayı ve başkalarının denemeye cesaret edemediği alanlarda kendini göstermeyi tercih ediyordu .

İşte şimdi sizlere bu dönemin Londra’sından görüntülerle birlikte Pink Floyd’un 1966 yılı  UFO club’deki Interstellar Overdrive performansı .

1967 yılında Pink Floyd EMI ile bir kontrat yapar. Ardından grubun yükseliş ve paralelinde Barrett’in düşüşü başlar.Şöyle ki ; gruba 2 45’lik ve ilk albüm olan The Piper at the Gates of dawn  yapılır.Adı geçen 45’likler  cross dressing temalı olması nedeniyle birçok  radyo istasyonunda çalınması yasaklanan Arnold Lane ki buna rağmen şarkı İngiltere listelerinde 20 numara olmayı başardı ; ve ardından 6 numaraya tırmanan See Emily play’dir.

Bu şarkının adının nereden geldiği hakkında sorulara Syd   Emily , aldığım uyuşturucuların etkisiyle ormanda uyuyakalmam esnasında rüyamda gördüğüm bir kız  dese de ; aslında şarkıya adını veren kişi Floyd’un 60’lı yıllarda konserler verdiği UFO Clup’te takılan ve tanınan ; buradaki lakabı “psychedelic kız” olan aristokrat Emily Young’dan başkası değil. 45’lik kapağındaki lokomotif bir Syd Barrett çizimi.Ve Syd kendinin de çekinmeden söylediği gibi  uyuşturucu  madde kullanımını gittikçe arttırıyor , ve  grupta yeterli performansı vermekten uzaklaşmay a başlıyor. Bunun neticesinde 1968 yılında grupla ilişiği kesiliyor.

 

YERİNİ 1967 sonlarında gruba 2’ci gitarist olarak dahil edilen David Gilmour alıyor. Sadece tek bir parçada 2 gitaristi birlikte çalarken duyabiliyoruz o da Set the controls for the heart of the sun şarkısı.Waters’ın yazdığı ve de aynı zamanda grubun kontrollerini  eline alma niyetinde olduğunu gizlice ifade ettiği şarkısı.

1968 yılında Syd Barrett’in durumu daha da kötüleşmeye başlıyor.Grupta daha önce  yazdığı hit olmuş şarkıların hatırına kendisine “tamam gitar çalma bari şarkı yaz” şeklinde bir yaklaşıma giriliyor.Sonunda Jugband Blues adlı şarkısı grubun 2’ci albümüne girebiliyor.Yapmış olduğu ve gruba tanıttığı Have you got it yet adlı şarkıda, biinçli olarak her provada ya şarkı sözlerini ya müziğini değiştiriyor ve bu şekilde  grubun şarkıyı öğrenmesini imkansızlaştırıyor.Waters bu davranışı ancak çılgın bir dâhinin  yapabileceği bir hareket olarak tanımlamıştı.

Grubun 2’ci albümü olan A saucerful of secrets bu yıl yayınlanıyor. Gerek  Jenner’IN tercihini Syd Barrett’tan yana kullanıp grupla olan ilişkisini bitirmesi gerekse Hipgnosis design studio’nun ilk Pink Floyd albümü kapağını gerçekleştirmesi ; Barrett’in gruptan ayrılması hadisesiyle birlikte bu yıl gerçekleşen önemli 3 gelişmeyi oluşturur.

1969 yılında Pink Floyd BBC tarafından ay’a ilk ayak basılan yolculuğun görüntüleriyle birlikte yayınlanmak üzere canlı çalmaları için davet edildiler.Bunu More filmi için yaptıkları müzik ve Ummagumma adlı çift plaklık albümleri izledi.Ummagumma bir kısmı konser bir kısmı da her bir üyenin solo çalışmalarına ayrılan parçalardan oluşuyordu.Nick Mason’un karısı da eşe yardım kontenjanından albümde flüt çaldı.

Albüm kapağı grup üyelerinin dış kapak ön yüzde  resmi olan tek albüm olma özelliğini taşır. Kendilerini halktan gizleme fikri başta tanınmadan ve rahatsız edilmeden rahat bir hayat sürmelerine yardımcı olsa da ilerde Roger Waters solo albümler yapmaya başladığında ne kadar az tanındığını görerek oldukça şaşırdığını ifade etmiştir.

1969 yılında Floyd artık Royal Albert Hall ve benzeri prestijli mekanlarda Roy Harper , The Who ve Belçika’da Frank Zapa ile birlikte Actuel festivaline katıldılar ve Zappa burada Interstellar Overdrive’ı olağanüstü bir yorumla çaldı.

Barrett’in yokluğunda grup her ne kadar hit olabilecek bir şeyler yazmaya çalışsa da tam aksi yönde gelişmeler oldu ve stüdyoya girdiklerinde Atom Heart Mother gibi bambaşka bir şey çıktı ortaya..Bu albüm için grup üyeleri olumlu fikirler paylaşmadılar hiç.Waters : “İşte sana bir milyon pound, Atom heart mother’ı çal hadi” deseler manyak mısınız bu berbat şeyi neden çalayım ki derim  ifadesini kullandı.

Gilmour’un da albüm hakkında benzer ifadeleri vardı.

Buna rağmen ; albüm İngiltere listelerinde 1 numaraya çıktı.

Film müziği More albümü bu yıl yayınlandı.

Stanley Kubrick albüm müziğini Clockwork Orange filminde kullanmak isteid fakat grup bu teklifi red etti.Yıllarca sonra Waters solo albümünde kullanılmak üzere 2001 A space odyssey filminden ses parçaları kullanmak istedi, bu sefer de Kubrick red etti.

1970 Yılında Zabriskie Point filminin bazı parçalarını yazdılar ve albüm (Jerry Garcia  Grateful Dead ve  Rolling Stones gibi başka müzisyen ve gruplar da dahil oldu) yayınlandı.

1971 yılında Relics adlı o tarihe kadar çıkan single’larını içeren + Biding My Time adlı yeni bir şarkının da dahil olduğu bir topplama albümle Meddle adlı bir diğer albümleri piyasaya çıktı. Grup deneysel ve farklı olma yönündeki çalışmalarını burada sürdürüyordu.Bir şarkıda Small Faces grubundan arkadaşları Steve Marriot’a ait Seamus adlı bir köpeğin havlama ve ulumalarını şarkıya kattılar, ve şarkıya da köpeğin adını verdiler.Bir diğer şarkıda Liverpool futbol klübünün stadyum tezahüratlarını efekt olarak şarkının başında ve sonunda kullandılar. Fakat bunlardan daha da önemlisi grubun belki de en çok sevilecek olan Echoes adlı destansı şarkısı albümün bir yüzünü tamamen kaplamak üzere yer aldı.Wright albüm için düşünüyorum da ; ayaklarımızın üstünde durmaya başladık demişti.Floyd’un Barrett sonrası zaman diliminde gurur duyabilecekleri bir şeyi vardı artık.Yakında rock müzik tarihini değiştirecek olduğundan habersiz Pink Floyd için bu bir dönüm noktasıydı.

1972 yılında Floyd tam sınırları zorlamak için ne yapabileceğini düşünürken fırsat ayaklarına geldi.Adrian Maben adlı film yapımcısı onlara Pompei  roma amfiteatr’ında seyircisiz bir konser vermeyi önerdi. Grup ta kabul edince Pink Floyd Live at Pompeii 6 günde kaydedildi ve aynı yılın eylülünde yayınlandı.

La Vallée (Obscured By Clouds) film müziği de aynı sene yayınlandı.

Yıl 1973, grubun en büyük ticari başarısını yakalayacağı Dark Side of the Moon albümünün çıkışına sahne oldu.Albümün kapağını tasarlayan Storm Thorgerson , prizmanın hırsı ; beyaz ışık sesin temizliğini ve prizmadan geçtikten sonra farklı renklere ayrılmasının da gene sesin farklı unsurlarını  ve grubun sahne ışıklarını temsil ettiğini söylüyor. Genel dizayn ayrıca şarkı sözlerine ve Wright’ın sade bir dizayn olsun talebine de hizmet ediyor.

Albümün o kadar çok farklı özelliği var ki.Ses efektlerinin çeşitliliği ve o tarihte bunları elde etmenin zorluğu ; albümdeki temaların çeşitliliği ki bunların arasında açgözlülük, yalnızlık , zaman , yaşam, ölüm, çılgınlık gibi temalar mevcut. Tabii bir yandan da bunlar sonradan gelecek albümlerin temalarının da ipuçlarını içeriyor.Albümdeki genelde felsefi sözler tamamen Roger Waters’a ait.

Billboard Rock albüm listelerinde 1973 ve 88 yılları arasında 741 haftalık rekor bir süre boyunca  kaldı albüm.

Waters albüm hakkında bunun harekete geçiricisi  duygular.İçinde plastik hiçbir şey yok.Uzun ömrünün sırrının bu olduğunu düşünüyorum der.

Albümdeki bir diğer ilginç nokta da Waters’ın hazırladığı tesadüfi bazı sorulara o anda Abbey Roa stüdyoda kim varsa  verdiği cevapların albümde kullanılması olmuştur.Soruların arasında :

En son ne zaman şiddet  uyguladınız ve haklı mıydınız ?

Ayın karanlık yüzü sizin için ne anlam ifade ediyor gibi sorular vardı…

David Gilmour albümün başarısının ardından :

Bu albüm muhteşem bir şey.O başarıyı istiyorsunuz ve seviyorsunuz.İnsanların sizi sevmesini istiyorsunuz. Sevmeseler bile seviyormuş gibi davranmalarını istiyorsunuz.Bu bir uyuşturucu. Demişti.

 

Bu albümü çalarken Oz büyücüsü filmi sessiz seyredilirse  ikisinin uyum içinde olduğu iddia edilse de grup üyeleri ve de ses mühendisi Alan Parsons bunu yalanladılar.

Bir sonraki albüm Wish You were here oldu.Burada sıkıntılar, bir taraftan Dark Side Of The Moon’un gölgesinde kalma riskinin bertaraf edilmesi, bir taraftan grupta kendini başgöstermeye başlayan Roger Waters dominasyonunun yarattığı stresle baş etme ve gerginleşmeye başlayan grup içi ilişkiler.

Nick Mason daha sonraları  yeni bir albüm yapmak yerine Dark side turnesinin uzatılması ve filme alınması gerektiği şeklinde yorum yaptı.  “Bana göre hiçbir yere varmayan fikirlerle çok fazla zaman kaybettik.belki de Dark Side ve onun  başarısından ötürü artık beynimiz yanmıştı. Biraz daha relax olabilseydik bundan daha fazla yarar elde ederdik demiş.

Tam da Floyd stiline uygun bir şekilde , grup pop ışıltılı dünyası ile ilişkisini bıçak gibi kesti ve  ev eşyalarından çıkan seslerle deneyler yapmaya başladı. Bu eşyalar tencereler,  koli bantları , kalemler, şarap bardakları gibi  şeylerdi ve sadece şarap bardakları  ileride Shine on you crazy diamond şarkısında kullanılacaktı.

Bu garip arayışlar Ses mühendisi Alan Parsons’la yollarının ayrılmasına da neden oldu. “Pink Floyd deneyiminden sonra pop müzik plakları prodüksiyonuna başladım der Parsons.

Bu çanak çömlek işleriyle uğraşırlarken geçmişlerine bakıp ilk iki albümlerini bir arada bir çift albüm olarak piyasaya sürmeye karar verdiler.Bu fikir biraz da eğlendirici olma amaçlı bir albüm ismi ile birleşti ve A Nice Pair bu şekilde piyasaya sürüldü.

9’cu albümleri Eski grup üyeleri Syd Barrett’a  saygı ve hasret temalıydı. Albümde konu edilen diğer temalar yokluk, zihinsel kırılganlık, ve yabancılaşma , müzik endüstrisinin müzisyenleri kullanması gibi temalar da albümde işlendi. Fakat tabii ana tema Syd idi ve kulakları çınlamış olacak ki günün birinde stüdyo kapısından içeriye girdi. İşin acı tarafı , ilk önce stüdyo’da bulunan hiç kimse onu tanımadı. O göbekli, kel, kaşsız adamın Syd olduğuna kim inanırdı ki ? Tarih 5 Haziran 1975’ti ve grubun Barrett’i göreceği son tarihti.Konserler sırasında Barrett’in fotoları ekrana yansıtılması ve anısına bir albüm yapılması grubun Barrett’a karşı sevgi ve saygı dolu olduğunu gösteriyoru. Shine on you Crazy diamond’un çalınması grup için her zaman bir karma oluşturuyordu ve  hepsinin fikirbirliği ettiği bir konu da Barrett olmadan Pink Floyd’un olamıyacağı idi. Mason Barrett için tabii ki daha iyi şeyler yapmalıydık diyerek  suçluluk duyduğunu ifade etmişti.

Albümde Shine on you crazy diamond en son (9’cu) bölümün müziği sadece Wright geri kalan tüm albüm ise Waters’ın ya tek ya da Gilmour ve veya Gilmour Wright birlikte yazılmıştır.

Albüm kapağı gene bir Thorgerson  fikri idi.yokluk temasını güçlendirmek için albüm  siyah bir plastik torbada çıktı. 80’li yıllarda en azından gençliklerini yaşayanlar , ülkemizde bu ambalaj şeklinin başka uygulamalarda kullanıldğını hatırlayacaklardır.

Albümün kapağında kullanılan el ele sıkışan ve biri yanan adam fotoğrafı İngilizce getting burned deyimine gönderme yapar bu da telif hakları ödenmeyen artistlerin durumlarını açıklayan bir deyimdir.

Kapağın siyah veya bazen koyu lacivert opak poşette sunulması da Roxy Music grubunun country life albümünün yeşil opak bir poşette satılması fikrinden faydalanarak türetmişti.

Siyah poşet üzeri stikerde el sıkışan 2 metalik el insanların karşısındki tarafından zor duruma düşürülmemek için gerçek duygularını yansıtmadıkları mekanik davrandiğı  fikrinden yola çıkarak dizayn edildi.

Wish You Were Here  2015 yılında Rolling Stone mecmuası tarafından en iyi 4’cü prog albümü seçildi.1998 yılında  Q mecmuası okuyucuları Wish You Were Here’i  tüm zamanların en iyi  34’cü albümü seçtiler.

Wright  albümü zevkle dinlediğini ve Gilmour  kendisi için WYWH’in en  favori PF albümü olduğunu belirtti.

Dünya yüzünde tanınırlıkları artarken , yöneldikleri yol hakkında Gilmour temkinli konuşsa da Waters gittikçe daha fazlasını istiyordu .

Bıkkınlık , baskı, kızgınlık ve hayalkırıklıkları gibi duygular bir sonraki albümleri olan Animals’ta hayat bulacaktı.

Floyd’un 10’cu  stüdyo albümünün kaydı 8 ay sürdü. Grup içi tansiyonlar gittikçe artıyor ve Waters’ın hakimiyeti gittikçe artıyor ve bu gruptaki huzursuzluğun esas sebeplerinden birini oluşturuyordu.O günleri hatırlayan Gilmour  2008 yılında Mojo mecmuasına şöyle der : Roger’ın olayı domine etmek fakat ben de kendim için itiraz ediyordum.Animals’ta da bunu yaptım.

Animals Wright’a şarkı yazma kredisinin verilmediği ilk Floyd albümüdür. Wright ve Mason bu albümde daha öncekilerle karşılaştırıldığında daha az etkindiler .

Wright albüm hakkındaki görüşlerini şu şekilde ifade etmişti :

Animals zorlama idi.

Albüm iyi eleştiriler alıp listelerde İngiltere’de 2 , Amerika’da 3 numaraya kadar yükseldi.  ,

Herbir şarkı toplumdaki farklı insan gruplarını anlatıyordu.

Dogs İş adamları

Sheep güçsüz piyonlar

Pigs acımasız liderler

Pigs (Three different ones) şarkısında eleştiri okları  direk tutucu Hristiyan Mary Whitehous’a saplanıyordu.Sosyal medya’da özellikle BBC’yi hedef alarak kendisine göre ahlaki çöküntüyü eleştiren Whitehouse’a hey sen Whitehouse maskarasın, Şehir faresi , ha ha maskarasın diye hitap etmişti ; oldukça sertçe.

Orwell’in Hayvan çiftliği isimli kitabından esinlenen Animals albümü konseptlerine yeni fikirler eklemeye devam etti. Bu seferki yeni fikir , helyum gazı dolu domuz şekli verilen dev bir balonun gökyüzüne uçurulması idi.Tabii trajikomik hikayeler burada da devam etti.Ne olur ne olmaz, bir sıkıntı olursa  Algie’yi vurup düşürürüz diye zekice yapılan bir hamleye rağmen ; ikinci gün kiralanan avcı gelmeyip te Algie (domuzun adı buydu) iplerinden kurtulunca ; Heathrow’a  iniş yapmak üzere olan uçaklar havada serbestçe uçan dev bir domuzlla karşılaştılar.Bir polis helikopteri peşine düşünce Algie Kent yakınlarında bir çiftliğe inip oradaki inekleri korkutmakla yetindi.

Emi 2011 yılında Why PİNK Floyd  adlı 14 albümlerinin yeniden yayınlanması esnasında reklam olarak benzer bir balon kullanıldığı gibi ,  Roger Waters’ın solo konserlerinde de bolca domuz öğesinden yararlanıldı.Hatta her konserde domuzu yere indirip parçalamak gibi bir adet oluştu.Bu yeni jenerasyon domuzların üzerinde genelde politik protesto mesajları bulunuyordu.

Albümü desteklemek için konserler verilmeye başlandı ancak bu konserlerde grubun eski hit şarkılarının çalınmasını isteyenler, şarkılar esnasında kendi aralarında konuşup şarkıyı dinlemeyenler ve  meşale yakanlar oldu. Waters’ın Montreal’de bir konser esnasında  kırılma noktasına gelmesinin ardından sahneye çıkmaya çalışan bir hayranına tükürmesi  bir kartopu gibi büyüyen öfkesinin anlık ifadesi oldu ve ağırlıkla Waters olmak üzere grubu tüm zamanların en çok etkileyici Rock  eserlerinden biri olan The Wall’un yaratmaya yönelten  ilk adımı oluşturdu.

Yeni albüm The Wall’dan bahsetmeden önce grup içi ilişkilere bir göz atalım :

Pink Floyd zirveye ulaşmış ancak buradan gördüğü manzara pek hoşuna gitmemiş gibi duruyordu.Gilmour’a göre grup artık misyonunu gerçekleştirmişti ve ileride yapabilecekleri  hiç bir şey kalmamıştı. Yapımcı Bob Ezrin Gilmour ve Waters arasında soğuk bir savaş sürdüğünü söylüyordu.Yüzlerinde hep bir gülümseme ve sesler hep yumuşaktı. Ancak Ezrin’e göre saklı ifadeler senden nefret ediyorum ve seni öldüreceğim idi.Bu 2 adam arasındaki savaşa inanamıyordum.

Gilmour Waters’ın egoistliği, kontrol manyaklığı ve özellikle Wright’a karş zorbalığını eleştiriyordu.Waters ise kendisi haricinde kalan grup üyelerinin tembelliğini ve yetenek eksikliğini eleştiriyordu.1987  yılı 19 kasımında Rolling stone mecmuasıyla yaptığı bir röportajda :  “There wasn’t any room for anyone else to be writing,” he states frankly. “If there were chord sequences there, I would always use them. There was no point in Gilmour, Mason or Wright trying to write lyrics. Because they’ll never be as good as mine. Gilmour’s lyrics are very third-rate. They always will be. And in comparison with what I do, I’m sure he’d agree. He’s just not as good. I didn’t play the guitar solos; he didn’t write any lyrics.”  Demişti.

1978 yılında PF grubunun gölgesinde yaşamaya başladığını hisseden Gilmour ve Wright  sırasıyla mayıs ve eylül 1978’de ilk solo albümlerini  yayınladılar.

Waters’ın grubu Wright ayrılmazsa The Wall’u çıkartmam tehditleri sonucunda Wright gruptan ayrılmak zorunda kaldı.Başka bir deyişle grup arkadaşı Waters tarafından kovuldu.Ne garip ve acıdır ki PF grubunun kurucu üyesi Wright ; The Wall turnesi için tekrar kadrolu eleman gibi işe alındı.Tabii bu hareket birçok Floyd  seven tarafından iğrenç bir hareket olarak görüldü.

Waters yaşadığı hayal kırıklıklarını ileride dev bir konsept albümolacak olan The Wall’a kanalize etti.Daha önce yaşanan tükürme olayı konserler esnasında toplumdan kendini soyutlama ve yalnızlık temalarının bir metaforu olarak grupla seyirciler arasında  fiziki bir duvar oluşturma isteği doğurdu  . Senaryo karakterini Waters ve biraz da Syd’den alan yarı fiktif  Pink adlı sıkıntılı bir rock star etrafında  gelişmeye başladı .Pink’in ailevi , okulla ilgili,uyuşturuculardan toplumdan müzik endüstrisinden ve kız arkadaşlarınla yaşadığı ayrılıklardan  ötürü sorunları var . Gördüğü canlı , şiddetli ve hard  rüyalar kahramanımızı  faşist bir diktatöre  dönüştürüyor ve kendini izole etmek için etrafında bir duvar örüyor.

Sonunda mahkemesi yapılıyor ve kararda duvarın yıkılması ve  Pink’in bir kez daha acı dünyevi gerçeklerle yüzyüze kalması kararı veriliyor.

Albümün yapımı esnasında Floyd 1978 yılında mali danışmanları Norton Warburg grup’un kötü finansal yönetimi sonucu büyük  miktarda para kaybetti ve kelimenin tam anlamıyla dara düştü.Bunun sonucunda  daha önceleri Rolling Stones’un da yaptığı gibi Pink Floyd İngiltere yerine başka ülkelerde yaşamaya başladı böylece vergi yükünden kurtulmayı hedefledi.Waters İsviçre, Mason Fransa ve de Gilmour ile Wright ta Yunan adalarında yaşamaya başladılar.Albümün kayıtları da Nice, NY, Toronto ve LA ‘de yapıldı.Prodüktör Bob Ezrin Waters ve grubun diğer 3 üyesi arasında albümün en güzel şekilde ortaya çıkması için aracılık yapıyordu.Diğer taraftan albümün orkestrasyonlar NY Filarmonik orkestra tarafından kaydediliyordu ve şeflik görevi Michael Kamen’a verilmişti.

Bir çokları albümden Another Brick In The Wall Part 2 şarkısındaki çocuk korosunu ve şarkının başındaki helikopter seslerini hatırlasa da David Gilmour’un yapmış olduğu en iyi gitar solosunu içeren Comfortably Numb adlı parça albümün en çok tanınan parçası olmuştur diyebiliriz.

Albümü ilk dinlediklerinde Gilmour’un yorumu : “Oturup albümü dinledik. Beyin uçuran bir deneyimdi.Harika bir iş  oldu”

Listelerde İngiltere’de 3, Amerika’da 1 numaraya erişti albüm. Piper at the Gates of Down’danberi yani başka bir deyişle 1967’den beri 1979’a kadar Hipgnosis’in Floyd albüm kapak dizaynlarındaki hükümranlığı The Wall albümünde son buldu.Buna 2 şey sebep olmuştu.Birincisi    ; Storm Thorgerson’un Walk away Renee adlı bir kitabında Waters’a ait bir çizime doğru  kredi verilmemiş olması ; diğeri ise Waters ve Gilmour arasındaki savaştan dolayı idi.Gilmour’un Hipgnosis’in tarafında olduğu belli.

Onun yerine Floyd’un sahne şovlarında film çekimleri sağlayan karikatürist Gerald Scarfe’ye bu iş verildi.Sonuçta bazı canavarımsı şekiller, yürüyen çekiçler ve kapakta kullanılan duvar resmi oldu. Aynı adı taşıyan filmde de Scarfe’nin  bu işiçin dizayn ettiği çizgi filmleri ve de yarattığı karakterler  kullanıldı.

The Wall’ın canlı konserleri de hiç görülmemiş şeyleri de barındırıyordu. Bunlar , şehirden şehire taşınıp 10 metre yüksekliğinde 80 metre enindeki duvarın 450 adet  tuğlası, 45 tonluk ses ekipmanı , şişme domuz, dev kuklalar , sahneye çakılan Stuka bombardıman uçağı ve diğer şişme figürler. Rolling Stons Floyd’un sahne şovlarının yakınından bile geçemiyordu.Sahnede devleşen Floyd, konser sonrasında ise yabancılaşmanın ve yanlızlığın örneklerini veriyordu.Waters kendi aracında ve yalnız seyahat ediyor, grup elemanlarından farklı bir otelde kalıyordu. Grup ağır masraflardan ötürü turneden 400.000 pound zarar etmişti. Ama bu, gruba tur personeli olarak katılan Wright’ı ilgilendirmiyordu.Kaderin garip bir cilvesi olarak o , turneden kar eden tek Floyd elemanıydı.

1983 yılında piyasaya sürülen The Final Cut Floyd’un bir devrinin sonunu işaret ediyordu.Bu albüm daha çok Waters’ın kişisel trahomalarının su yüzüne çıktığı , Waters’ın dahil olduğu son ve Wright’ın dahil olmadığı ilk PF albümü olacaktı. Düşününce albümün adı da Waters’ın grupla olan ilişkilerine bir gönderme yaptığı kesinlikle doğru değil diyemeyiz.

Sonuçta albüm neredeyse bir Roger Waters solo çalışması görünümündeydi. David Gilmour bir tek Not Now John şarkısında vokal yaptı.Geriye kalan vokaller tamamen Waters’a aitti.Gilmour bu albümün çok fazla The Wall kullanılmayan öğesi içerdiğini düşünerek isminin yapımcı olarak geçmesini istemedi.Waters albüm kapağının dizaynını da yaptı. Kırmızı gelincikler, savaş madalyaları ve askerler. Albüm bir taraftan Waters’ın 2’ci dünya savaşında ölen babasına bir gönderme ve saygı duruşu içeriyor olsa da esasında Waters’ın savaş karşıtı görüşlerini yansıtıyor ; bir taraftan da o tarihlerde var olan Falkland konusundaki fikir ayrılığına / İngiltere’nin Arjantin’le girdiği 6 hafta süren savaşa dikkat çekmek istiyordu.

Waters ve Gilmour grubun The Wall albümünden itibaren takip ettiği yol konusunda aynı fikirde değildiler.Waters bu konuda şöyle demişti:

“Dave benim İngiltere Hükümetini eleştiren şarkı sözleri yazıyor olmamın doğru olmadığını düşündü. Pop grupların politikayı eleştirme yeri değildir dedi. Geçerli bir görüş açısıdır.Sadec ben buna katılmıyorum”.

1983 yılında yayınlanan The Final Cut The Wall ve Dark Side of the Moon albümlerinden beklenen ancak gerçekleşmeyen şeyi başardı.İngiltere’de albümler listesinde 1 numaraya erişti. Amerikada Billboard 200 listesindeysa 6 numaraya erişti.

Bu arada 1 numaraya erişmek çok ta umurlarında olmasa da ; bu seviyeye çıkan  PF albümlerini hatırlayalım.Atom Heart Mother, Wish You Were Here , Final Cut, Division Bell,Pulse ve Endless river.

Bu arada grupta Waters ve Gimour ilikileri en dipteydi ve herkes kendi başının çaresine bakıyor gibiydi. Ve  kendi solo albümünün peşinden koşmaya başlamıştı. Gilmour Wright  ve Waters 2’ci solo albümlerini (Waters’ın Geesin ile birlikte yaptığı film müziği The Body’i solo albüm sayarsak) 1984’te çıkartacaklardı.  Mason ise gene 2’ci solo albümünü 1985’te.

Gilmour Bob Geldof’un 1985 yılında düzenlediği  Live Aid konserine katıldı.Bryan Ferry ile ve sonradan PF grubu ve Roger Waters turnelerinde de görecek olduğumuz çok başarılı ve Floyd sounduna sadık çalıp söyleyebilen Jon Carin’le birlikte çaldı.Floyd dışı işler yapmak maalesef derin yaraları kapamaya yetmedi . Tam tersine ayrılık resmi yoldan açıklandı.Waters EMI ve Columbia şirketlerine (PF’un UK ve USA yayıncıları) birer mektup göndererek artık PF’dan ayrıldığını belirtti.PF’u mektuplarında kreatif bir şekilde harcanan güö olarak tanımladı.David Gilmour PF’un devam edeceğini açıkladı bunu takiben.Roger Waters’ın cevabı gecikmedi : Hayatta yapamazsın. O biraz daha ağır bir ifade kullanmıştı tabii ; burada söylemek doğru olmaz.

Waters  ardından yüksek mahkemeye başvurarak PF adının kullanılmasını engellemek istedi ancak mahkeme kendisine bu isteğine red cevabı verdi. Konu ile ilgili Storm Thorgeson da Waters’ın davranışını anlayamadığını ifade etti. Sen bir gruptan ayrılabilirsin ancak bu sana grubu bitirme hakkı vermez. Waters ayrıca gruba iş yapan firmaları da gruba iş yaparsanız sizi dava ederim diye tehdit etti.Dizaynını kendi yaptığı şişme domuzu da kullanamazsınız diye beyanda bulundu.

 

PF cevap olarak domuz’a oldukça belirgin bir erkeklik organı ekleyerek  farklılık yaratma yoluna gitti.

Keşke iş buralara varmasaydı diye grub sevenler düşünürken bu sefer de Gilmour oldukça ağır bir beyanda bulundu:

“Waters ağıldaki bir köpektir ve ben onunla kavga etmeyeceğim.Başküşmeseydi.

a hiç kimse PF sadece ben’im dememişti.Böyle yapan her kim olursa olsu aşırı derecede haddini bilmez bir küstahtır.”

2007 yılında yayınlanan bir BBC belgeselinde de Waters yaptığının bir hata olduğunu kabul etti.

2013 yılında gene BBC’yle yapılan bir röportajda kendisi olmadan PF’ markasının  herhangi bir değeri olmayacağı konusunda yanlış yönlendirildiğini belirterek şöyle dedi:

“Hatalıydım. Bu  ; resmi bir iş yapmam esnasında yanlış yaptığım birkaç şeyden biridir”

1987 yılında yol ayırımından geçen Pink Floyd’un ilk albümü olan a momentary lapse of reason geldi.Tabii stresli bir şekilde.Bir taraftan avukatların sürekli stüdyoyu arayıp albüm  hakkında bilgi almaya saa t 9’dan itibaren başlamaları, bir taraftan Waters’ın o havada uçan benim domuzum ve o düşüp parçalanan benim uçağım şeklinde itirazları ; Wright ve Mason’un neredeyse hiçbirşey çalamaz halde olmaları ile albüm PF’dan 3 kişi, Bob Ezrin ve 18 kiralık ştüdyo elemanı ile birlikte üretildi.

Albüm kapağında Thorherson’un dizaynı olan 700 yatak kullanıldı, ah bir de yataklar kurulduktan sonra o yağmur yağmasaydı da Thorgerson’un hayatı kabusa dönüşmeseydi.

Ortalığı kızıştırmak isteyen birisi (kim olduğunu bilmiyorum) Waters’a albüm nasıl olmuş diye sorar.

Waters tüm iyi niyetiyle :

“Çok basit  bir ürün ama çok ustaca yapılmış bir sahtecilik.Şarkılar genelde zayıp sözlereyse inanamıyorum” yorumunu yaptı.

GAİLMOur Waters’ın bu sözlerini Waters aşırı derecede kibirli diye yorumladı.Wright ise şaşılacak bir şekilde Waters’ı haklı buldu ve Waters’ın yorumları adilce.Bu bir grup albümü gibi durmuyor dedi.Bütün bunlara rağmen albüm hem İngiltere hem UK’de ilk 3’e girdi. 200 konserde 5,5 Milyon kişiye çaldılar ve konserler sold out oldu.Floyd albüm kasetini Soyuz adlı uzay gemisinde , astronotlar uzayda çalsınlar diye kendilerine verdi ve bu uzayda çalınan ilk müzik albümü oldu Floyd’a göre.

Waters kendi konserlerine giden fan sayısına bakıp demoralize olurken Floyd 15 temmuz 1989 tarihinde Venedikte San Marko meydanında tahmini 200.000 kişinin canlı izlediği bir konser verdi

Gilmour grubunda görevli Bob Mardon’a şu ana kadar yaptıkları  en saçma iş olduğunu söyledi. İnsanların meydanda bıraktıkları çöpler, yetersiz tuvalet sayısından ötürü insan dışkıları ve meydandaki binaların uğradığı zararlar.Şehrin uğradığı zararları toparlamak yaklaşık 3 yıl sürdü.

Bu konserden Comfortably Numb adlı parçayı dinleyelim.

1993 yılında neredeyse bir önceki grup eforundan (Roger Waters hariç 3 üyenin de fiilen katılımıyla ) neredeyse 20 yıl sonra , PF tekrar  bir albüm çalışması yapmaya başladı .Wright  bu konuda Bir kez daha tam anlamıyla gerçek bir  Floyd üretme  ortaklığıydı der.Mason ise onu destekleyerek   “Eski günlerdeki gibi bir grup olarak belli bir yerde çalıyoruz.Rick te Momentary albümüne göre daha fazla entegre oldu.Onu tekrar aramızda görmek çok güzel.”

Yapımcı Bob Ezrin’in de bir kez daha Gilmour’un Astoria adlı teknesinde  yapılan kayıtlara katılması ile

Ve Gilmour’un ikinci eşi Polly Samson’un şarkı sözlerine verdiği destekle The Division Bell albümü ortaya çıktı.Albümün adı arkadaşları Douglas Adams tarafından önerilmişti.

Albümün bize göre en çarpıcı parçası High Hopes adlı şarkı hayatta kazanılan ve kaybedilen şeylerden , David Gilmour’un gençliğinden ve doğduğu şehri geride bırakmasından ; sonra da Pink Floyd’a ekilen bölünme tohumlarından  bahsediyordu.

Albümden 2 adet single çktı (Take it back ve High hopes.)Bunun dışında Marooned  1995’te en iyi enstrümantal rock parçası konulu Grammy ödülünü aldı.Bu Floyd’un kazandığı tek Grammy ödülüdür.The Wall da 1981’de en iyi albüm ödülüne aday gösterilmişti ama kim kazandı dersiniz ? Cristopher Cross aynı adlı albümüyle aldı bu ödülü.Richard Wright The Dark Side of the moon albümünden beri ilk defa Wearing the inside out adlı şarkıda lead vokal yaptı.Bu aynı zamanda Dick Parry ve saksafonunun da 20 yıl sonra PF’a döndüğü şarkıydı.Delicate sound of thunder albümünün turnesi için  session müzisyeni olan Guy Pratt bu albümde de birçok parçada bas çaldı.Bu aynı zamanda ileride karısı olacak Richard Wright’ın kızı Gala’yla yakınlaşmaya başladığı bir dönemdi.

Albüm 4 hafta boyunca ingiltere’de  1 numara oldu.

Waters’ın albüm hakkındaki düşünceleri sorulduğunda pek cesaret verici olmayan bir yorum geldi.

Sadece çöp.Başından sonuna anlamsız.

Albümün yayınlanması ardınan gene büyük bir turne gerçekleşti.Yanlız olaylar  çok ta rahat yürümüyordu.Earls Court’ta yapılması planlanan 15 konserlik dizinin birincisinde bir sıra koltuk çöktü ve90 kişi yaralandı.Konser iptal edildi ve 9 Ekim 1994 tarihine ertelendi.Bu da Pink Floyd’un 2005 yılı Live Aid organizasyonunda vereceği  grubun son konserinden bir önceki konser olacaktı.

Bu albümdeki bir diğer güzellik te Stephen HAWKING’in bir British Telecom reklamı sırasında söylediklerinin yazarın izniyle albümde kullanılmasıydı.Milyonlarca yıl boyunca insanlık hayvanlarla eşdeğer şekilde yaşamıştı ve sonra bir şey oldu , konuşmayı öğrendik ve bu hayalgücümüzün gücünü açığa çıkardı.

Bütün yapmamız gereken konuşmaya devam ettiğimizden emin olmaktır.

Publius Enigma konusu da Bu albümle birlikte ortaya çıktı.Bunun EMI’nin bir viral pazarlama taktiği olduğu düşünülüyor onun dışında kim veya ne olduğuna dair kimsenin bir bilgisi yok.

Nick Mason Inside Out kitabında ifade ettiğine göre Publius hayali bir karakter değildir fakat Division Bell turnesinden bir fayda elde etmeye çalışan bir kişiydi.Albümün artworkü müziği ve sözlerinde bir esrar olduğunu iddia  etti.New Jersey ve Earl Court konserlerinde ENIGMA kelimesi ışıkla yazıldı.2003 yapımı Pink loyd Live at Pompeii dvd’sinde One Of These Days şarkısından hemen önce Publius Enigma dendiği duyulabilir.Bu konudaki gizem bugün itibarıyla bile çözülmüş değildir.

7 Temmuz 2006’da Syd Barrett 60 yaşında Pankreas kanserinden öldü.10 Mayıs 2007’de Barbican Theatre’da anısına düzenlenen konsere Waters katıldı fakat 3 diğer arkadaşıyla beraber şarkı söylemeyip ayrı zamanlarda ayrı şarkılar söylemeyi tercih etti.Konsere katılanların hep beraber seslendirdiği Bike şarkısına da katılmadı.

15 eylül 2008’de de Richard Wright kanserden aramızdan ayrıldı.Son canlı performansı da 6 eylül 2007’de Gilmour’un remember that night konserinde çaldı.

Kasım 2014’te ise Floyd’un son stüdyo albümü The Endless River yayınlandı.Tabii bu albümün amacı Richard Wright’ın hatırasına bir saygı idi ancak bu albüm daha çok Division Bell döneminde yapılan ve kullanılmayan şarkılardan oluşuyordu ve birçoğu için Division Bell Deluxe versiyonuna katılması daha doğru bir karar olacaktı.

Grup üyeleri Gilmour solo albümler yaptı Waters’ın da bir solo albümü çıktı.Nick Mason ise kendine özel müzisyenlerle bir konser dizisi vereceğini duyurdu. Tüm hayranlar imkansızın peşinden koşup geriye kalan üyelerin birleşmesini hayal ediyor.2005.2te Live Aid’den sonra turneye çıkmaları için verilen 250M$’la ilgilenmeyen Gilmour ve Waters, “onlar iyi kalplidirler “ diyen Mason’a rağmen 2 istisna dışında mbugüne kadar beraber bir çalışmaya girmediler.Çıkmayan candan umut kesilmez diyerek konuşmamızın Floyd kısmını tamamlayalım ve kısaca  The Australian Pink Floyd Show’dan bahsedelim:

Adelaide’de 1988’deki alçakgönüllü başlangıçlarında Think Floyd adlı bir PF cover grubu idiler ama sonra  Wembley ve O2 arenalarını dolduran  bir dev’e dönüştüler.CD’leri DVD’leri ve Blu-Ray’leri yayınlandı.Toplam 35 ülkede 4 milyon konser bileti sattılar. Daily Telegraph gazetesi onları Tribute gurubu ağacının tepesi olarak tanımladı.2012’deki kazançları 5m UD$ idi ve Kylie Minogue’dan daha fazla kazanmışlardı.Avustralya’nın Wiggles, Keith Urban ve AC/DC’den sonra çıkarrtığı 4’cü en  büyük müzik gücüdürler. Pink Floyd müziğini quadraphonic ses sistemi ve 3D projektörlerin de yardımıyla aynen yansıtabilmekle ünlendiler.PF basçısı Guy Pratt onlarla çaldı ve Lorelei McBroom ki Delicate sound of thunder turnesinin arka vokallerindeydi bu grubun daimi üyesidir.Pink Floyd’un uçan domuzuna karşın TAPF SHOW’un da zıplayan pembe dev bir kangurudur.

1993 yılında en büyük Pink Floyd Fan media organizasyonu Brain Damage’in sahibi Glenn Povey TAPFS’ ile Wembley arenada konser vermesi için bir sözleşme imzaladı.

İngiltere gümrüğüne geldiklerinde müzik ekipmanlarına gümrük el koysa da bu verilen konserin büyük bir başarı kazanmasına engel olmadı ve Povell onlara başka konserler organize etti.1994 eylülünde Croydon’da verdikleri bir konserin kulisinde David Gilmour karşılarına çıktı ve onlara Pink Floyd’u canlı  olarak ilk defa izliyorum  ; ve sizden o kadar etkilendim  ki Division Bell Turnesinin sonunda yapacağımız partide çalmak ister misiniz dedi.O gece her zamanki alçakgönüllülüğüyle grupla sohbet edip fotoğraflar çektirdi.

Her ne kadar o parti suya düşse de ; Giilmour onları telefonla arayıp benim 50ci yaş partimde çalmak ister misiniz diye sordu.Fulham Town Hall’da çalarken buldular kendilerini.Aynı partide bir de Beatls tribute grubu vardı. Ve Gilmour alçakgönüllü olduğunu kanıtlayan  şöyle bir espri yaptı : “Bu Pink Floyd’un adının Beatles’ın adının üstünde yazdığı ve yazacağı tek örnektir.”

Guy Pratt ve Rick Wright  sahnede gruba eşlik etti ve CNumb’ı yorumladılar. Ardından sahneye Gilmour , Floyd, 10CC ,Mike and the Mechanics’le çalışan baterist  Gary Wallis; Al Stewart ve de Floyd’un 87 ve 94 turnelerine katılan gitarist  Tim Renwick  ve Division Bell turnesinin vokalistlerinden 13 Mart 2018’de aramızdan 57 yaşında  ayrılan  Claudia Fontane de çıktı beraberce içlerinde Money ve What do you want from me gibi Floyd şarkılarının da bulunduğu bazı parçaları çaldılar.

1997’de grup Battersea Power Station’da çaldı ; 1998de ise Glastonbury festivalinde boy gösterdiler.

2013’te , “The Dark Side Of The Moon”  albümünün  40’cı yıldönümünde grup bu klasik albüme bir saygı duruşunda bulunup Avrupa ve Rusya’da albümü çaldılar.

Sonuç olarak artık kabul edilen bir gerçek var ki o da TAPFS tüm zamanların en başarılı tribute gruplarından biridir

 

Sezai Başar