Sanırım hepimiz Pink Floyd‘un The Dark Side of the Moon albümüyle The Wizard of Oz filmi arasındaki uyumu biliyoruzdur. Bilmeyenler için şöyle özetleyelim, albüm ile filmi aynı anda başlattığınızda film ile oldukça uyumlu bir hale geliyor. Daha iyi anlamak için aşağıdaki videosunu izleyebilirsiniz. Bu konuda Pink Floyd davulcusu Nick Mason şunları diyor: “Evet ben de duydum, izledim. Oldukça etkileyici ama kimin bunu deneye deneye bulacak kadar işsiz olduğunu merak ediyorum. Belki de Ben Hur ve The Wall arasında bir bağlantı da vardır deneye deneye her şeyi bulabilirsiniz bunlar tesadüfi şeyler.”

 

 

Stanley Kubrick‘in yönetmenliğini ve özellikle mükemmeliyetçiliğini tartışmaya gerek yok. Stanley Kubrick ile Pink Floyd‘un ilişkisi daha da öncesine dayanıyor. Kubrick‘in 1971 tarihli kült filmi A Clockwork Orange için Kubrick, Atom Heart Mother albümünden Atom Heart Mother Suite kısmını kullanmak ister. Bunun için Roger Waters ile iletişime geçer. Roger Waters bu olayı şu cümlelerle açıklıyor: “Aradı, ve istediğini söyledi. Biz de haliyle ne için kullanmak istediğini sorduk. Bilmiyordu, istediği zaman istediği şekilde kullanmak istediğini söyledi. Biz de direkt hayır kullanamazsın dedik.” Clockwork Orange,Atom Heart Mother Suite ile de ne kadar güzel olurmuş görmek için şu hayran çalışması izlenebilir.

 

 

Aynı filmdeki şu sahnede de en üst rafta Atom Heart Mother albümünün kapağı görülebilir. Kubrick‘in inanılmaz detaycılığını da göz önünde bulundurursak bunun tesadüf olmayacağını söylemek oldukça mümkün.

 

 

Aynı zamanda Kubrick’in 1968 yapımı efsane filmi 2001: A Space Odyssey filminin Jupiter and Beyond sahnesinde de Echoes şarkısı çok güzel eşlik ediyor. Adeta bu sahne için biçilmiş gibi…

 

 

Roger Waters 1992 yılında çıkardığı Amused to Death albümünde, Kubrick‘ten 2001: A Space Odyssey filmindeki HAL‘ın bazı repliklerini kullanmak için izin ister. Ancak kendisi izin vermez. Kubrick bunun sebebini Roger Waters‘a izin verirse herkesin kullanmak isteyeceğine bağlar. Ancak Waters, Kubrick‘in ölümünden sonra konserlerinde sesi istediği gibi kullanmaktadır.

 

Şimdi yazının asıl konusuna,

 

1920’li yıllar sinema açısından altın çağ sayılabilir. Avrupa’da avantgard sinema, sinemanın sanatsal yönünü ortaya çıkarmıştı. Ancak sesli filmlerin çıkışıyla yönetmenler bir şekilde özgürlüğünü kaybetmiş gibi oldular. “Sessiz” sinemadan sesliye geçiş bir gecede olmadı tabi. Sessiz filmlerde de tabii ses vardı ama filmler orkestral bir müzikle beraber sergilenecek şekilde kurgulanıyorlardı. Diyalog yerine müzik ve görüntü egemendi.

The Shining filmi ile, Kubrick belirgin bir şekilde bu dönemden bazı gelenekleri de geri getirmiş oldu. Kamera dinamikleri ve bazı sahnelerde diyalog yerine anlatımın kendini müziğe veya ses efektlerine baırakması bunlara örnek verilebilir. Sesli film döneminden önce aktörler mimik ve abartılı hareketlerle duyguyu aktarırdı. The Shining‘te de bu durum geçerli hatta bazı bölümlerde diyalog gereksiz hale bile gelebiliyor.

Pink Floyd‘un Meddle albümü ve The Shining filmi eşzamanlı olarak çalındığında gerçekten de sessiz bir film gibi oluyor ve Pink Floyd müziği filme tesadüf olamayacak bir kusursuzlukla eşlik ediyor. Meddle albümünü tam olarak 3 kere çaldığımızda film de bitmiş oluyor. Aşağıda paylaştığım bir kaç sahne ağzınızın açık kalmasına yol açabilir, dilerseniz filmin Pink Floyd ile eşlenmiş tamamını da aşağıya bırakacağım bağlantıdan seyredebilirsiniz. Uyaralım, hipnoz etkisi yaratır. Gerçekten aşırı uyumlu olmuş…

Filmin bitiş sahnesi ise en etkileyici kısımlardan biri, kesinlikle izlenmeli…

 

 

Filmin tamamını da Pink Floyd ile eşlenmiş olarak aşağıdan izleyebilirsiniz.

 

Sizler ne diyorsunuz bu duruma? Fazla abartılmış bir tesadüfler silsilesi mi yoksa gerçekten uğraşılmış bir şey mi? Yoksa ZIRVA mı? Buyrun yorumlara…