Progresif Rock’a nasıl girerim? İşin içinden nasıl çıkarım? Nerelerden, nasıl yürüyeyim? şeklinde soruları olan varsa beri gelsin! progresifrock.com olarak bu yazıda başlangıç için önemli olacak bir kaç hususa değineceğiz. Progresif Rock kocaman bir denizdir, siz bir girin gerisi kendiliğinden gelecektir. Bu yazının da amacı sizi suya sokmak olacak, o suyun tadını aldığınızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Uyaralım.

Progresif Rock genelde konsept albümler ile icra edildiği için, albümleri bütün olarak incelemek ve dinlemek daha çok keyif verir. Ama albümlere geçmeden önce ısınma için bir kaç parçayı güzelce dinlemenizi tavsiye ediyorum: Jethro Tull – AqualungYes – RoundaboutEmerson, Lake and Palmer – Knife-EdgeGenesis – Musical Box

Bunlar daha önce dinlediğiniz şarkılar olabilir, zira oldukça popülerler. Bunlara biraz vaktinizi ayırın, hakediyorlar.

Sonrasında sağdan gördüklerinize de tıkladınız, bunları da bir kaç sefer dinlediniz. Hala daha fazlasını istiyorsanız, Progresif Rock 101’in adını verecek bir kaç albümden bahsedelim.

#1 : Jethro Tull – Thick As A Brick, 1972

Bu herkesin listesine girebilecek, ancak benim birinci sıraya koyabileceğim bir albüm, bir başyapıt. Bu albümü hatta sadece müzikal olarak da değerlendirmemek lazım, Ian Anderson’un ozan olarak da parladığı, müthiş sözler yazdığı bir albümdür. Albüm iki parçadan oluşan tek bir şarkıdan oluşmasıyla da önem kazanmaktadır, ama bu gözünüzü korkutmasın bu albümü dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. Albüm üzerinde çalışan herkes tutkusunu ve kendisini ortaya koymuş, sonuç olarak da ortaya kusursuz akan, müthiş bir atmosfere sahip Thick As A Brick albümü çıkmış… Dinleyelim.

#2: Yes – Close To The Edge, 1972

Diğer herhangi bir gruba kıyasla, Progresif Rock’ı en iyi özetleyen grup Yes’tir, ve bence Yes’i de en iyi özetleyen albüm Close to the Edge’tir. Jon Anderson’un sözleriyle, müziğin kapsadığı alanın genişliğiyle, atmosferi ile, ve müzisyenlerin teknik başarısı ile, özellikle gitarist Steve Howe ve Chris Squire’ın…  Şimdi biraz iddialı konuşalım ki siz de gaza gelin, ben de kendi gazımı alayım; bu albümden iyi bir progresif rock albümü yapmak imkansıza yakındır, yapıldı mı o da meçhuldür. Müzisyenlik, yapılan müzik, sözler… “Close To The Edge”, “And You And I”, “Siberian Khatru”…  Anlatırken canım çekti biraz ara verip bunu dinleyeyim.

#3: Caravan – In the Land of Grey and Pink, 1971

Bu albümü, böyle bir listeye eklediğim için bana kızacak olanlar olacaktır, hayır kötü olduğu için değil, bu listeye girmeyi haketmediğini düşündükleri için. Varsın kızsınlar, ben size fikrimi açıklayayım. Canterbury sahnesinin progresif rock dünyasında yeri yadsınamaz, bana kalırsa da Canterbury sahnesini tek seferde temsil etmeyi hakeden tek albüm budur, orta dünyadan fırlamış kapak fotoğrafıyla, bir ingiliz eserinde bulunacak en hoş sözleriyle, eşsiz müziğiyle insana gerçekten farklı hisler yaşatan nadide bir albüm… David Sinclair’in klavyede yaptıkları ise sizleri mest edecek. Davul ve bas oldukça leziz bir şekilde ritim görevini üstlenmişler. Daha ne olsun, haydin gari dinleyin!

#4: Camel – Mirage, 1974

Yukarıda orta dünya diye bahsedip canınızı çektirdiysek bu albümden ve Camel’dan bahsetmeden olmaz… Camel Türkiye’de oldukça popüler bir grup halihazırda, Ama bu albüm Progresif Rock 101 listesinde özel bir yeri hakediyor. Efsane klavye üstadı Peter Bardens ile Camel’ın klasik kadrosu progresif rock camiasında içinde özel bir yere sahipti, oldukça akıcı ve yükselen bir müziğe sahiplerdi. – Genesis gibi uçup kaçmıyorlardı, Emerson, Lake And Palmer gibi gösterişli değillerdi ama bir şeyleri vardı. Bu albümde enstrümantale doyacaksınız, orta dünya temalı, gandalflı balroglu Nimrodel/ The Procession/The White Rider’ı da hayranlarına özellikle tavsiye ederim. O atmosfer çok özel. Lady Fantasy dinlerken de jiletleri saklamayı unutmayalım ahali! Ne duruyorsunuz dinlesenize…

#5: Mike Oldfield, Tubular Bells, 1973

Bunu okuyup da 19 yaşında önemli bir iş başardım, başaracağım diyen varsa, önce 19 yaşında Tubular Bells’i çıkaran Mike Oldfield’ı dinlesin, daha sonra sayfaya mesaj göndersin yaptığı işi güzelce tebrik edelim. 19 yaşında bir insanın tek başına böyle bir albüm çıkarması gerçekten çok zor, bu albümü belki The Exorcist filminin müziklerinden biliyorsunuzdur, veya trip müziği olarak dinlemişsinizdir. Bir de progresif rock şaheseri olarak dinleyin bu şaheseri… GLOCKENSPIEL!

#6: Genesis – Trespass, 1970

Genesis’in efsane gitaristi Steve Hackett henüz gruba girmemişken, genesis böyle bir albüm yaptı. Bu albümde grup muhtemelen gençliklerinin de etkisiyle, oldukça saf bir vahşiliğe sahipler, harika bir kaotik atmosfer oluşturmuşlar. Kaotik atmosfer olmasına bakmayın, albüm yeri gelecek sizi ağlatacak yeri gelecek özgürlüğünüz için duvarları yıkmanıza sebep olacak. Ünlü bir düşünürün de dediği gibi, “We’re only wanting FREEDOM!” 1970lerdeki çılgınlık henüz tam anlamıyla başlamamışken, ilk albümlerindeki nispeten başarısızlıktan sonra, 5 ingiliz gencin böylesine bağımlı edici bir albüm çıkarıp daha sonra ise dünyayı önce progresif rock ile sallayıp daha sonrasında milyonlarca hayata tekrar farklı bir formda dokunacaklarını kim hayal edebilirdi ki? Oynat uğurcum.

#7: Pink Floyd – Wish You Were Here, 1975

Pink Floyd diye bir grubun varlığından haberdar olmayan, hayatına Pink Floyd değneği değmemiş takipçimiz pek yoktur sanıyorum. Belki de bu albüm içindeki şarkıları defalarca dinlemişsinizdir. Ama biz yine de bu albümden bahsedeceğiz, şikayeti olan müdüriyete başvurabilir. Yıl olmuş 1975 artık, Pink Floyd grubu Dark Side of The Moon albümüyle dünyayı sallamış geçmiş, henüz daha The Wall veya Animals gibi başyapıtlara imza atmamış. Ama Wish You Were Here’ı yapmış… İçindeki pek çok şarkı grubun eski üyesi Syd Barrett’a adanmış, bu albüm aynı zamanda grubun yetenekli klavyecisi Rick Wright’ın da kendini en çok gösterdiği albümlerden biridir, synth sesini sevenler bu albüm ile bayram edecek.

 Bahsetmeden olmaz:

Rush – 2112, 1976