Hayatınızın her günü, sizin dünyada bulunduğunuzdan çok daha uzun süredir bir efsane olarak müzik yapan ve nesillerce müzisyene ilham kaynağı olmuş biriyle röportaj yapma fırsatı edinmiyorsunuz. Ama, bu bir şekilde oldu. Ve karşınızda sadece progresifrock.com‘a özel Martin Barre röportajı.

Jethro Tull 40 yıldan uzun süre açılıp kapanan bir kapı gibi geldi ve gitti, hayatlarımıza damgasını vurdu. İlk albümlerinden sonra gitarist Mick Abrahams gitmek zorunda kaldı, yerine Martin Barre geldi. Ve Anderson/Barre efsanesi başlamış oldu. Jethro Tull onlarca efsane şarkı ve albüm ile zihinlerimize Bizans surlarını yıkmaya çalışan Şahi Topu gibi vurdu. Yıllar geçip grup üyeleri sürekli değişse de, Jethro Tull dağılana kadar Anderson/Barre ikilisi hayatımıza neşe ve haz katmaya devam etti.

Yıllar sonra, Martin, 15 Mayıs’ta Zorlu’da gerçeklecek olan Martin Barre Band konserini, genel durumları ve solo kariyerini konuşmak için progresifrock.com ile görüştü.

 

Röportaj: Nazım Can Işık

 

Merhaba, Nasılsınız?

Her şey harika, stüdyoya girip çıkıyorum. Kayıtlarla uğraşıyorum. Turla uğraşıyoruz grup olarak,amerikayı bitirdik 3 haftaya avrupaya geçeceğiz. Turun da sonunda İstanbul’da olacağız. Yeni cd için kayıtlar var, vokalleri bitirmeye çalışıyoruz. Her şey iyi gidiyor. Teşekkürler.

Türkiye’de daha önce defalarca bulundunuz, konserler verdiniz. Çeşme gibi küçük ilçelerde de konserler verdiniz. Genel olarak Türkiye ve Türk hayranlarınız hakkında düşünceleriniz nedir?

Türkiye her zaman çalmaktan keyif aldığım, iyi insanlara sahip çok güzel bir ülke. Türkiye’de bulunduğum zamanlarda her zaman bulunduğum durumdan keyif aldım.

Şimdi Türkiye’ye tekrar geliyorsunuz…

Evet, yanımda 4 kişiden oluşan müthiş bir grup var. Jethro Tull sevenlere veya düz Rock, Blues severlere güzel anlar yaşatacağız çünkü gerçekten farklı stilleri içeren güçlü bir repertuarımız var. Sadece Jethro Tull olmayacak. Bol bol blues ve benim solo materyallerimden de çalacağız. Çok güçlü ve güzel bir gösterimiz var. Bu sebepten sahnede çok keyif alıyoruz, seyircilerin de bu deneyimi paylaşmaları hoşumuza gidiyor.

Yeni grubunuzda flüt eklenmemiş ancak, müthiş Jethro Tull çalıyorsunuz…

(gülüyor) Flüde ihtiyacımız yok. İki gitarımız var, eğer akıllıysanız iki gitar ile klavye, flüt kısımlarını halledebilirsiniz. Gitar çok güçlü bir enstrüman. Hunting Girl’ü de çalıyoruz ama klavye veya flüt olmadığını farketmiyorsunuz bile. Bütün şarkıyı gitar taşıyor. Harika bir olay.

Jethro Tull’dan bir kaç yıl önce ayrıldını-

Jethro Tull’dan ayrılmadım, Jethro Tull 6-7 yıl önce bitti. Bundan sonra iki tane Jethro Tull cover grubu ortaya çıktı. Biri Ian Anderson’undu. Diğeri de benim solo grubum. Jethro Tull’un müziğini çalan iki grup oldu, birinde Ian var diğerinde ben varım. İkisi de birbirinden oldukça farklı, benimki daha çok bir rock grubu, daha sert bir müzik, daha çok eski Jethro Tull çalan, Teacher, Minstrel In The Gallery… Biz daha sert parçaları çalıyoruz. İki grup birbirinden farklı, Jethro Tull’da gitar çok önemli olduğundan dolayı, Martin Barre Band, diğer herhangi bir gruptan daha gerçek Jethro Tull çalıyor.

Gitar konusunda, genel olarak kabul gördüğü şekilde, oldukça ikonik ve kendinize has bir stiliniz var. 

Her zaman için kendime ait bir stil istedim, kimseyi kopyalamak istemedim. 50 yıldır bakış açım böyle olmuştur. Başladığım zamanlarda çoğunluk başka gitaristlerin stilini kopyalamakla meşguldu. Eric Clapton, Hendrix, B.B. King,  Albert King, gibi gitaristleri kopyalamakla meşgullerdi. Böylesine bir davranışın oldukça amaçsız olduğunu düşünüyorum. Müzikal olarak her zaman bağımsız olmuşumdur. Bu durum da, benim lehime işime yaradı, stilim kimseye benzemiyordu. Farklı çalmak için çaba sarfetmiyorum, benim için oldukça doğal bir halde,başkasınının çalmamı istediği şekilde değil,benim istediğimi istediğim şekilde çalma özgürlüğü… Kendi müziğimin farklı olmasını isterim, umarım farklıdır, çünkü kendi müziğimin ve kendime has bir stilim olmasını isterim. Yıllar boyu çalarak ve ufak ufak ayarlamalar yaparak bugünkü ses karakterime ulaştım. Her çaldığınız yıl üstüne koyarak sanırım daha iyi yapıyorsunuz.

Daha önce de bir röportajınızda bahsetmiştiniz, şimdi de söylediniz. Geçmişte onlardan etkilenmemek adına farklı gitaristleri dinlemiyormuşsunuz. Ama insanız sonuçta ve bir şeyler dinlememiz lazım. 

Tabii çok müzik dinliyorum, ama onları kopyalamak istemiyorum. Başkalarının ne yaptığını duymak ve kıyaslamak için her zaman başkalarını dinlerim. İnsanların nasıl soundlar oluşturduğunu duymak, sadece gitar olarak da düşünmeyin, şarkı yazımı olsun beste olsun sürekli dinlemeyi severim. Bu yüzden etrafımda olan her şeyden haberdar olmaya çalışırım. Her zaman insanlara, sevdiğim şeylerden daha çok sevmediğim şeylerden öğrendiğimi söylerim. Eğer bir şeyi beğenirsem onu öylece bırakırım, çünkü olduğu şekilde iyidir. Sevmediğim şeyi ise, neden sevmediğimi incelerim ve bu belki müziğimi daha iyi yapar çünkü neden çalışmadığını araştırıp köküne inerim, şu sebepten böyledir bu sebepten böyledir, ve bu ayarlamaları kendi müziğime de uyarlamaya çalışırım.

Günümüzde 70lerin ruhunu taşıdığınız veya takip ettiğiniz, iyi işler yaptığını düşündüğünüz modern gruplar kimler?

Öncelikle şunu belirteyim, 70lerden hiç bir grubu dinlemiyorum. (gülüyor) Modern gruplardan sevdiğim bir kaç tanesi var. Chris Cornell, harika bir şarkı yazarı. Nine Inch Nails’i beğeniyorum. Porcupine Tree’yi beğeniyorum. Red Hot Chili Peppers’ı beğeniyorum. Her şeyden biraz seviyorum. Harika düzenli, harika ritimli, güzel şarkıları beğeniyorum. Çoğunlukla bir şeyi dinliyorum, eh bu iyi diyorum. Ama bunu daha önce duydum, ben bunu 70lerde, 90larda dinlemiştim diyorum. Yeni bir şey değil aslında, Led Zeppelin gibi bir grup, bugün yeni müzik yaptığını sanan pek çok grubun yaptığını hepsinden önce yaptı. Ama aslında yeni bir şey yapmıyorlar, daha önce yapılmış bir şeyi yapıyorlar.

“Back To Steel” albümünüzü yayınladınız bir süre önce, buradaki gitarcılığınız gerçekten harikaydı, “Hammer” gibi harika parçaların yanında bildiğimiz klasik şarkıların yeniden düzenlemeleri vardı. Baştan sona nefis bir albüm olmuştu.”It’s Getting Better” şarkısını da çaldınız, şarkıya mandolin, buzuki gibi pek çok enstrüman da eklemişsiniz ve gerçekten harika olmuş. Bu albüm hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz? 

Albümün sonucundan oldukça mutluyum. Şu an çalıştığım albüm tamamen orijinal ve benim yazdığım materyal üzerine kurulu. Back To Steel bir kaç klasik şarkı, iki Tull şarkısı ve benim yazdığım şarkıları içeriyordu. Ama bu albümün tamamen benim içeriğim olmasını istedim. Tabii bu daha çok iş anlamına geliyor. Baskı da daha çok, ama müzik her zaman büyük bir keyif. Mandolin, Buzuki, Mandolo, Banjo, Akustik Gitar gibi enstrümanlardan aldığınız katmanlardan oluşan sese bayılıyorum. Kayıtlarımda başka enstrümanlara çok ihtiyacım olmuyor. Diğer bir zorluk ise, sözler. Sürekli daha iyi şarkı yazmayı öğreniyorum, bunun için çabalıyorum. Gitmem gereken daha yol var ama süreç boyunca eğleniyorum.

Jethro Tull’a yıllarınızı verdiniz, hayatınız oldu bile diyebiliriz. Jethro Tull bittikten sonra nasıl hissediyorsunuz? Müzikal olarak daha serbest, rahatlamış hissediyor musunuz? 

Evet, neredeyse azat edilmiş gibi hissediyorum. Kulağa abartılı geliyor ama tek bir grupta o kadar uzun süre kalmak, hapiste olmak gibi hissettiriyor. İçinden çıkamadığın bir müzik stili içerisindesin, Jethro Tull’un müzik yaptığı alan oldukça dardı, ve giderek daha da dar hale geldi. Ama şimdi istediğimi, istediğim şekilde çalabiliyorum. Blues çalmak istersem onu çalıyorum. Beatles şarkısı çalmak istersem onu çalıyorum. Çok daha fazla özgürlüğe sahibim. Bu özgürlükle beraber müzik de daha iyi, daha dinamik ve kesinlikle daha eğlenceli hale geliyor. Benim için olanlar çok zordu. Ama şimdi sıfırdan başlamış gibiyim. Temiz bir başlangıç yaptım, ve ilk gün heyecanıyla devam ediyorum. Sanki ikinci bir hayat gibi.

Martin Barre Band şu anda çok iyi çalıyor, Türkiye’de 15 Mayıs’ta canlı olarak da göreceğiz. İnsanlar konserde nasıl bir şey beklemeliler?

Dan Crisp vokalimiz, Alan Thomson basçımız, Dave Schoepke davulcumuz. Grup her geçen sene daha da iyileşiyor. Bu yıl sahip olduğum en iyi gruba sahibim. Çok kişi değiliz, sadece 4 kişiyiz.  Harika bir performans görecekler, Jethro Tull’ün müziğini sanki dün yazılmış gibi dinleyecekler. 30 yıl önce sahip olduğumuz enerjiye sahibiz, hepimiz heyecanlıyız. Jethro Tull’un müziğinin dünya üzerinde herhangi bir yerde, herhangi bir grup tarafından, bizden daha iyi çalındığını duymayacaklar. Bunu çok diyorum ama, ama gerçeğin bu olduğuna inanıyorum. Grubumuz harika, yaptığımız şeye insanların aşık olacağına eminim. Türkiye’yi ziyaret edip, Türklere çalacağımız için çok heyecanlıyım. Pek çok ziyaretin ilki olacağını umuyorum.

Biraz da ekipmanlarınızdan söz edebilir misiniz?

Uzun yıllardır PRS gitarlarını kullanıyorum. Soldano Amfilerini de 20 yıla yakın süredir kullanıyorum. GHS tellerini kullanıyorum. 25 yıla yakın bir süredir ekipmanım genel olarak böyle. Tonumun oldukça stabil olmasını istiyorum, sahnede her çalışımda aynı sesi çıkarmak istiyorum. Bu yüzden tüm bu ekipmanlar oldukça önemli. Yanımda her yere götürüyorum. Sadece Soldano amfi ve PRS gitar, GHS telleriyle beraber bana yetiyor. Daha ekstra bir şey kullanmıyorum.

Hiç Türk müziği dinlediniz mi? Dinlediyseniz nasıl buldunuz?

Türkiye’de daha önce de bulunduk. İnsanlar bana dinlemem için cd’ler kasetler verdiler, ve dinlediğimi çok beğendim. Bir ülkeye konsere gitmeden önce de onların neler dinlediğini iyice araştırırım, bir fikir sahibi olurum. İnsanların neler dinlediğini duymaktan oldukça heyecanlanırım. Gittiğiniz bir ülkenin bu şekilde bir parçası olmanın oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Çaldığım yerleri önemsiyorum, çaldığım insanları önemsiyorum. Yaşadıkları yere, yaptıkları şeylere, dinledikleri müziklere karşı büyük bir saygım var. Bu yüzden bunu öğrenmeye çalışırım. Türklerden dinlediklerimi her zaman beğenmişimdir.

Steve Hackett da klasik şarkıları yorumlayarak “Genesis Revisited” projesiyle albüm çıkardı. Sizin de Jethro Tull için şarkıları yeniden yorumlamak tarzında bir projeniz var mı?

Evet, Jethro Tull’un 50. yılında böyle bir şeyler yapma planım var, solo albümümün işlerini bitirdikten sonra da ilk işim bu olacak, büyük ihtimalle 2018 sonlarına doğru. Şimdiden harika misafir sanatçılarla görüştüm. Çok güzel bir proje bizi bekliyor. Tüm yıllardan favori şarkılarımı yeniden kaydedeceğim. Farklı yapmak için değişikliklere gideceğim. Çoğunluğu oldukça taze versiyonlar olacak.

Şu anda çalıştığınız solo albüm hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Müzik bence oldukça güçlü şu anda, oldukça ritmik, bluesy, Back To Steel albümüne yakın bir tarzda, umarım aynısı ama daha iyisi olur. Çünkü yaptığım her albümün öncekinden daha iyi olmasını istiyorum. Sanırım İstanbul’da da gelecek albümden 1-2 parça çalacağız ve insanlar nasıl tepki verecek göreceğiz. Canlı olarak çalındığında iyi olmasını istiyorum, yazdığım her müzikte de buna dikkat ediyorum.

Size göre Ian Anderson’un en iyi ve en kötü yönleri nelerdi?

(gülüyor) bunun cevabını sana bırakacağım, onunla röportaj yaptın mı?

Hayır. 

Onunla röportaj yaparsan bu soruna cevap verecektir. (gülüyor) 10 yıldır kendisini görmedim. O yüzden kesin bir cevap veremem, ama diyebileceğim şudur ki, hayranlarla buluşmayı seviyorum. Yaptığım işteki en büyük hazlarımdan biri de hayranlarımla iletişim kurmak ve onları dinlemek. Onların da yaptığım işin parçası olmasını istiyorum. Onların yaptığının da bir parçası olmak istiyorum. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi seviyorum. Umarım en iyi yanım arkadaşça oluşumdur.

1980’lerden sonra gitar tarzınız ve soundunuz sert bir değişim yaşadı, bunun belirli bir sebebi var mı?

Ben bunun farkında olamam, her şey benim için doğal seyrinde ilerliyor. Belki farklı gitar, amfi vs olabilir, ama temelde her zaman kendimi geliştirmek için büyük çaba sarfediyorum. Her gün, her hafta, her yıl çalışım evrim geçiriyor. Her sene daha iyi olmalıyım, çünkü aynı kalmak istemiyorum. Müzik sürekli daha iyiye gitmeli, yeni bir teknik, yeni bir melodi, yeni bir şeyler olmalı. Belki değişirim ve gelecek sene tamamen farklı çalarım, kim bilebilir. Neden bilmiyorum, çünkü her şey benim için normal ilerliyor. Kasıtlı yaptığım bir şey yok. Müzik yaparken yapmak istediğimi yapıyorum, kalbimi takip ediyorum. Kalbim bana biraz daha farklı çalmamı söylerse, ben de öyle yapacağım.

Son olarak Türkiye’deki hayranlarınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Türkiye’ye gelecek olduğumdan dolayı oldukça heyecanlıyım, Türkiye benim için oldukça özel bir yer, ve gelmeyeli uzun zaman oldu. Sizlerle buluşmak için günlerimi sayıyorum.

Vaktinizi ayırdığınız için teşekkürler. Görüşmek üzere…

Teşekkürler, kendinize iyi bakın.

 

Bu içeriğin tüm hakları progresifrock.com’a aittir, izinsiz herhangi bir şekilde kopyalanamaz.