Yazı Araf Dergi’nin Ekim 1999’da çıkan 18. Sayısından alınmıştır.

 

Bugün de Türk Pop´unun tamamen kayıp bir sayfasını çevirmek istiyorum… Ya da kayıp bile değil, hiç açılmamış muamelesi gören bir sayfasını. Murat Kemaloğlu… 80´lerin hemen başında tek bir albüm yapmış BİR SANATÇIMIZ Murat Kemaloğlu. Yalnızca bir LP; ´Kaplumbağaların Uykusuna Dek´. Tamamen Ankara´da hazırlanmış ve Öncü etiketiyle hazırlanmış bir albüm. Murat Kemaloğlu o sıralarda Ankara´da Tıp eğitimi görmekte olduğundan albüm de Ankara´da hazırlanmış ve kaydedilmiş. Albümde bir tanesi 15:15 dakika uzunluğunda (albüme adını veren şarkı) olmak üzere yedi parça yer alıyor. A yüzünde yalnızca iki şarkı, B yüzünde ise beş… Parçaların tamamının söz ve müziği Kemaloğlu´na ait, düzenlemeler ise Müjdat Akgün´ün. Murat Kemaloğlu hiç şüphesiz Türk Pop´unun görüp görebileceği en aykırı, en radikal sanatçılardan biri. 80´lerin başında bahsettiği ya da bahsetmeye cesaret ettiği koşullar, bugün bile yanına kimsenin yaklaşmaya niyetlenmediği şeyler. Son derece can sıkıcı sorunlar, oldukça usta, oldukça bilgece dile getirilmiş. Albüme yıllar sonra kulak verdiğinizde bile sözler sizi çok fazla etkilemeye ve yaralamaya devam ediyor.

 

 

Beni soy dedin / Bildim soylu oldum / Gittim ilkin kendimi soydum / Kendimi soydum da / Dokuz yataktan kovuldum / Aşık oldum / Oldum de / Aşktan oldum

 

 

Bu sözler, şarkıcının ´Soylu Kişi´ adlı şarkısından. Türk Pop´u, bu kadar seviyeli simge ve metaforlara alışkın pek alışkın değil doğrusu. Aynı zamanda mükemmel bir besteci de Kemaloğlu. Albümün çıktığı yıl yayınlanan eleştirilerde, Kemaloğlu ve Bülent Ortaçgil arasındaki benzerliğe dikkat etmişti eleştirmenler. Genç bir şarkıcının, Ortaçgil´in izinden gittiğinden dem vurmuşlardı. Aradan geçen bunca zaman sonra bu iki sanatçı arasında kurulabilecek tek paralellik, yalnızca bir tür ´ruh ve duygu birliği´ olabilir. Yoksa sound açısından en ufak bir benzerlik yok. Zaman, çok kolay söylenmiş, altı çok kolay çizilmiş bu tür tespitlerin üzerinden geçip gitmiş. Geriye kalan Murat Kemaloğlu´nun kendine özgü sound´u, benzersizliği.

Albüm yayınlandığı yıllarda oldukça fazla ilgi gördü. O zamanların tek mihenk taşı diyebileceğimiz Hey dergisinin listelerinde epey bir yer aldı, yukarılara tırmandı. Günümüz liste enflasyonunun aksine, o zamanlar dikkate alınması gereken tek liste Hey dergisinin listesiydi ve buna dayanarak, bu albümün o zamanlar gerekli ilgiyi gördüğünü ve meraklısına ulaştığını söyleyebiliriz. Ama günümüzde bu albümden hiçbir şekilde bahseden yok. Geçmişte olanlara saygılı ve oldukça kadir bilir davranan Roll dergisi hariç… Bu albüm Roll´un geçmiş sayılarının birinde dergi çalışanlarının beğenilerine göre oluşturulmuş ´en iyi albümler´ listesinde yer aldı. Albüme orada rastladığımda çok fazla sevindim. Her zaman çok fazla sevdiğim, her dinleyişimde tüylerimi diken diken eden bu albümün başkalarınca da hatırlanıyor ve üstelik seviliyor oluşu beni çok heyecanlandırdı. Bu yazıyı yazıyor olmamın bir nedeni de bu. Albüme Roll´da rastladıktan sonra yeniden umutlandım. Belki albüme ve Murat Kemaloğlu´na gerekli dikkati çekebilirim diye düşündüm. Türk Pop´undaki bu ´en farkı´ sayfalardan birini bir firma yeniden çevirmek isteyebilir.

Belki de yanılıyorum. Belki kimsenin ´farklı´, ´aykırı´, ´radikal´ gibi nitelemeleri hak etmiş bir sayfayı yeniden çevirmeye hiç niyeti yoktur. Ama yine de, albüm LP olarak sahaflarda bulunabiliyor. Bu nedenle bu yazıyı okuyanlardan bir tek kişinin bu albümün peşine düşüp, arayıp bulmasını kendi açımdan ´marifet´ bileceğim.

Aslında gönül Murat Kemaloğlu´nun herkese, en pas tutmuş kulaklara bile seslenmesini istiyor. ´Kavuşmamış etlerin kavuştuğu´ ve ´Barınmamış vücutların barındığı yer´in ´Toprak´ olduğu, bir kere daha kulaklarda çınlayıp dursaydı. Özellikle ´zaten biliyorduk´ diyebilecek kulaklarda.

 

Naim Dilmener

 


 

Murat Kemaloğlu´nun “Kaplumbağaların Uykusuna Dek”i, Türkiye´de şimdiye dek yapılmış en dikenli albüm sıfatını hâlâ hakkıyla taşıyor. Albüm, seksenli yılların başında, o karanlık ve kasvet yüklü onyıla henüz yeni adım atmışken yayınlandı. Çıktığı yılın ardından ise, Türklerin ve dolayısıyla Türk pop müzik çevresinin kalıtımsal amnezi rahatsızlığından dolayı bir daha hatırlayanı çıkmadı. Bu bellek kaybına sanatçının özel katkılarının olduğu da söylenebilir. Elbette o yıllarda henüz imaj mefhumu icad edilmemişti ancak ne o yıllarda, ne de sonrasında albüme ilişkin hiçbir konuşması yer almadı Kemaloğlu´nun. Bu nedenle de yapıtla dinleyeni arasına yaratıcısı dahil hiç kimse girmedi, yapıt kendini hep kendisi anlattı.

“Kaplumbağaların Uykusuna Dek”, yetmişli yılların sonlarında, prodüksiyonunu kendisi üstlenen bir çok yeni isme şans veren “Öncü Plak” tarafından 1980 yılında yayınlandı. Prodüktör olarak Dr. Yıldızfer Kemaloğlu ismi yer alıyordu. Aranjörlüğü Müjdat Akgün üstlenmiş (o gün de, bugün de ismi hâlâ Alpay ve Ankara´yla anılır), kapağını da o günlerde daha çok annesi ve basketbolcu kardeşi vasıtasıyla tanınan, şimdilerde “İstanbul Kanatlarımın Altında”nın Hezerfan Ahmet Çelebi´si ve “Kaynanalar”ın damadı Ege Aydan çizmişti. Albümün kapağı, long play döneminde olsun, kaset döneminde olsun, gerekçe şimdilerde cd´lerde, ´birebir surat´a, birebir anlamsızlığa alışmış Türk popunun kapaklarına göre yıkıcı bir farklılık taşımaktaydı. Kapakta, Pamukkale travertenlerinde, sırtlarında yanan birer mum taşıyan kaplumbağaların arasında, kafası ters dönmüş bir adam kollarını açmış beklemekteydi. Albümün kapağı neyse, albüm de o´ydu. Açılıştaki “Kaplumbağaların Uykusuna Dek”, bir çok yönden ´ilk´, hatta hâlâ ´tek´ olma özelliğini taşımakta… On beş dakika boyunca üç evre geçiren bu şarkıdaki metaforik sayıklamaların bir benzeri, müziğimizin pop ya da pop dışı hiçbir eserinde karşımıza çıkmadı. Şarkı, farklı cinsel göndermelerle yüklü sözlerinin yanı sıra müzikal anlamda da bu benzersizliğini koruyor. A yüzündeki diğer şarkı “Yazgı”, o yıllarda görkemli dönemini tamamlamış ve 12 Eylül´ün toplumun dinamik noktalarına indirdiği darbe neticesinde çöküşe doğru yol almaya başlamış Hey Dergisi´nin yıl sonu ´müzik oskarları´ ödüllerinde, dergi jürisinin oylarıyla “yılın en iyi şarkı sözü” sıfatını kazanmış özel bir parçadır. Albümün B yüzünde yer alan “Toprak”, “Soylu Kişi”, “Kuğu” ve “Dalga Dalga” isimli şarkıların her biri metaforik bir düzlemde yer alırken, “Aşktan Değil” isimli parçada sanatçı bu kez, çıplak ve -özellikle o dönem için- çarpıcı bir üslupla, parayla bedenini satan bir kadını aktarmaktadır bize.

“Kaplumbağaların Uykusuna Dek” müzik tarihimizde ilk ve en iyi örneğini Bülent Ortaçgil´in “Benimle Oynar mısın?”ı ile vermiş, şimdilerdeyse Ahmet Sinan Hatipoğlu´nun ve Nazan Öncel´in kimi şarkılarında sürgün veren bir damarının, şahsi söz söyleyebilme damarının en canlı örneklerinden birini oluşturmakta…Aradan geçen yirmiye yakın yıl onun canlılığını zedeleyemedi, belki hatırlayanların sayısı üçlü, hatta ikili rakamlara düştü ama Türk popunun tarihini yazanlar bir gün bu albümün hakkını teslim edeceklerdir. Biliyorsunuz, yılların törpüsüne en çok kaplumbağalar direnir…

Murat Kemaloğlu´nun seksenli yılların ikinci yarısında Zürih´te birkaç arkadaşıyla bir ev stüdyosunda ´canlı ve doğaçlama´ kaydettikler beş parçalık bir albümü daha olmasına karşın, master kayıtları kaybolan bu yapıt gün ışığına çıkamadı. Bir kopyasına ulaşma şansını edindiğimiz bu ´demo´da “Son Dans (Leyla Sayar)”, “Kuytuda Bir Korkuluk”, “Yadsıdığımız Oyuncaklar”, “Bir Geceliğine” ve “Odalar” isimli beş parça yer alıyor. Tüm parçalar müzikal ve lirik açıdan, “Kaplumbağaların Uykusuna Dek”ten çok daha ileride, minimal ve atonal bir atmosfer içinde soluk alıp veriyorlar. Halen Antalya´da “Ruhbilim Okulu” adını verdiği merkezde Jung´çu psikanaliz çalışmalarını sürdüren Kemaloğlu, bu ikinci yapıtına, kişinin bireysel dönüşümünün simgesi olarak gördüğü “Leyla Sayar”ın ismini vermek istiyordu. Biz de bu noktadan çıkarak, bizim için hayatımızın ağır dönemlerinde kanat vazifesi görmüş bu yapıta, bir kapak oluşturduk. Umarız, bu albümün kaydedilebilir kayıtlarına ulaşır ve sanatçının izniyle onu da sizlere aktarabiliriz. O güne dek kaplumbağalar eşliğinde gündüz düşlerine devam!