6 Ekim 1980’de İngiltere’de Pete adında şirin mi şirin bir çocuk dünyaya geldi. Henüz 15 aylıkken, görme yeteneğini kaybetti. Bu onu durdurmaya yetmedi. Erken yaşlardan itibaren müzikle iç içeydi. 4 yaşında ilk piyanosunu almıştı bile.

Müziğe olan sevdasını  ilkokul yıllarından başlayarak hayatının odak noktasına koymuştu;  okul gruplarında görev alıyordu, festivallere ve konserlere katılıyordu. 1988’de  8 yaşındayken BBC çocuk yarışmasından birincilik alması da oldukça etkileyici.

Müzik hayatımın her zaman büyük bir parçası olmuştur. Ne kadarının görüş kaybımdan etkilendiğini söylemek imkansız olsa da her zaman müzik konusunda bir içgüdüm olmuştur. Kulaktan kolaylıkla öğrenebiliyordum.

 

 

BBC yarışması sıralarında, müzik konusunda farkındalık kazanmaya ve ailesinin dinlediklerinden de etkilenmeye başladı. Phil Collins, Paul McCartney ve George Michael gibi sanatçılar Queen, Genesis, Beatles ve Carpenters gibi gruplarla beraber en büyük ilham kaynakları oldular.

                Erken yaşlardan itibaren kayıt cihazıyla bestelerini kaydetmeye başladı.

Çoğunlukla şarkılarımı bir olay veya hikaye etrafında yazmayı tercih ederdim. Bazen sıradışı yapılar içeren uzun parçalar olabiliyordu. Sanırım bestelerim konusunda en başından beri serbest bir bakış açısı sahibiydim, o zamanlar farkında olmasam da ergenliğim sırasında da progresif etkilere sahip besteler yazıyordum.

Pete daha sonra eğitimini müzik ve müzik teknolojisi üzerine aldı ve bir çok grupla hem şarkı söylerek hem de caz, swing, rock ve klasik eserleri çalarak sahneye çıktı.

İkisinden de yüksek notlar alarak kayıt üzerine yoğunlaştı. Klavye, gitar, bas gitar, alto saksafon ve çeşitli perküsyon enstrümanları üzerinde de hakimiyeti mevcut. Yıllar geçtikçe vokal yetenekleri konusunda kendine güvenini daha çok kazanmaya başladı ve okul yıllarının sonuna doğru bir sürü grupla beraber çalmakta ve tek başına da gösteriler vermekteydi.

Okulu bitirdiği sırada, yerel mekanlarda sahneye çıkıyor, pop coverları çalıyor bir kaç da kendi eserlerinden çalıyordu.

1999’da okuldan ayrıldığında arkadaşı ve vokalist Emma Paine ile ‘2 to Go’ grubunu kurdu. Sonraki 10 yıl boyunca Britanya ve yurtdışındaki etkinlik ve mekanlarda oldukça başarılı oldular. Bu zamanlarda BBC’nin  2001’deki ‘Star For A Night’ ve ITV’nin ‘The X Factor’ yarışmalarında finale yükseldiler. 2005 yılında National Arena X Factor Tour’a katıldılar.

Pete grubuyla ve solo olarak çalışmaya devam etti, bu sırada beste ve şarkı yazmaktan da geri durmadı. 2010 yılında ‘Look At Me Now’ adındaki ilk albümünü çıkardı. Bu albüm son 10 yıldaki şarkılarının bir koleksiyonuydu. Albüm iyi satış rakamları yakaladı.

Çeşitli röportaj ve hayranlara cevaplarımda 2012 başında bir devam albümü çıkarmak istediğimi söyledim. Ama gerçekte, bazı engellerle karşı karşıyaydım. Plak şirketlerine müziğimi farkettirmek için bir kaç başarısız denemeden sonra, sonraki adımımın ne olacağı konusunda kararsızdım. Konuştuğum kişiler beni belli bir sound veya müzik türüne sıkıştırmak istiyordu ama ben bunu istemiyordum. Sonunda, kendimden şüphe duymaya başladım ve yazma işleri durma noktasına geldi.

2013 yılınıın başında Pete yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı. Konsept albüm formuna yoğunlaşmıştı, ve ergenlik zamanlarından beri yazdığı ilk progresif müzikti.

Aklımdaki fikir çocukluk bestelerimdeki özgürlüğü tekrar yakalamak ve herhangi bir kaygı düşünmeden sadece kendim için bir şeyler yazmaktı. Yazarken delicesine zevk aldığım bir şeyi yaparsam yazma isteğimi tetikleyeceğine dair bir teorim vardı. Bu belki de albümümü bitirmeme yardımcı olabilirdi. Ama sonunda progresif devrime teslim oldum.

 

2013 boyunca progresif eserler yazmaya ve kaydetmeye devam etti ve 2013 ekiminde yeni albüm “Cocoon” bitmişti.

İlk bakışta umut verici tepkiler alan bu albüm “Tiger Moth Tales” grup ismiyle piyasaya çıktı. İsim Pete’in progresif yazma kararıyla ilgiliydi.

  Pete Jones başarısından sonra Camel’a klavyeci eksiğini doldurmak için dahil oldu. Ve gerçekten çok doğru ve yerinde bir seçim olmuş.